Yerli polisiye edebiyatın ezberlerini bozan, Başkomiser Kemal karakteriyle hafızalarımıza kazınan “Satılık” romanının yazarı, sevgili Ercan Taştekin ile suçun anatomisini ve yazarlık mutfağını konuştuğumuz derinlikli bir röportaj gerçekleştirdik. Daha önce Popmotto’da “Satılık” kitap incelemesi ile masaya yatırdığımız bu gri dünyanın merak edilenlerini; suç psikolojisinden Ankara’nın sinematik atmosferine kadar tüm detaylarıyla Ercan Bey’e sorduk. İşte polisiye tutkunları ve yazar adayları için rehber niteliğindeki o keyifli röportajımız!
Röportaj: Selma Gül Aksin
Karakter Anatomisi ve Psikolojik Gerçeklik
Karakterlerin Kusurları Üzerine
Selma Gül Aksin: Ercan Bey, Satılık’ta karakterlerinizin siyah ya da beyaz değil, gri alanlarda kurgulandığını görüyoruz. Polisiye edebiyatta genelde kusursuz kahramanlar görmeye alışkınız ancak sizin ana karakteriniz vicdani sorgulamalarıyla, zafiyetleriyle ve hatta yoğun sigara tiryakiliğiyle adeta yaşayan, aramızdan biri gibi. Meslek hayatınızda karşılaştığınız en başarılı polisler de böyle kendi içinde grileşen, rasyonelliğini korumak için kendi zaaflarına sığınan insanlar mıydı?
Ercan Taştekin: Romanlarımdaki karakterler gerçek hayattan alıntı insanlar. Yapaylıktan uzak sahici kahramanlar yaratmayı önemsiyorum. Otuz yıllık cinayet dedektifliğim boyunca katilleri olduğu kadar birlikte çalıştığım insanları da sürekli gözlemledim. Karakterleri gerçek yaşamlarındaki tüm doğallıklarıyla okurlarıma aktarmaya gayret ettim. Romandaki kahramanların; adeta yaşayan, aramızdan biri gibi algılanmasında bu yaklaşımın önemli olduğunu düşünüyorum. Meslek yaşamında birlikte çalıştığım başarılı polisler, roman kahramanlarım gibi gri insanlardı.
Şüphe ve Meslek Hastalığı
Selma Gül Aksin: Kitapta şüphenin bir polisin dünyasındaki yerini çok iyi aktarıyorsunuz. Bir sahnede şüphenin meslek hastalığından ziyade bir hayatta kalma mekanizması olduğuna şahit oluyoruz. Yıllarca bu mekanizmayla yaşayıp emekli olduktan sonra, sivil hayatınızda insan ilişkilerinde bu hayatta kalma filtresini kapatmak kolay oldu mu? Yoksa bir yazar olarak bu filtreyi açık tutmak işinize mi yarıyor?
Ercan Taştekin: Aktif dedektiflik yaparken meslek yaşamımla özel hayatımı birbirine karıştırmamaya gayret ettim. Bu nedenle hem çalışırken hem de emekli olduktan sonra insan ilişkilerinde hiçbir sorun yaşamadım. Bununla birlikte şüphecilik gibi dedektiflik alışkanlıklarımın yazma serüvenimde de fazlasıyla faydasını gördüğümü söyleyebilirim.
Katilin Psikolojisi
Selma Gül Aksin: Romanda sadece bir katili aramıyoruz, o katilin dönüşümünü izliyoruz. Bir suçlunun, suçu işleme anına kadarki psikolojik kırılma noktalarını inşa ederken, geçmişte bizzat sorguladığınız ya da davasını yürüttüğünüz gerçek faillerin zihinsel süreçlerinden ne kadar beslendiniz? Kitaptaki katil, gerçek hayattaki suçluların bir prototipi mi?
Ercan Taştekin: Meslek yaşamım boyunca yüzlerce katil kovaladım ve yakaladım. Çetrefilli cinayetleri çözmek ve zorlu katilleri yakalamak için zihinsel yapılarını çok iyi bilmek zorundasınız. Hem bu nedenle hem de insanın doğasını ve suçu anlamaya çalışan bir uzman olarak katilleri detaylıca incelemeye çalıştım. Yeri geldi onlarla saatlerce konuştum. Romanlarımda faillerin zihinsel süreçleriyle ilgili elde ettiğim tüm birikimi en iyi şekilde okurlarıma anlatmaya çabalıyorum. “Satılık”taki katil/katiller gerçek yaşamdaki suçluların her yönüyle prototipidir.
Atmosfer, Mekân ve Sosyolojik Aynalar
Ankara’nın Kasveti ve Ritm
Selma Gül Aksin: İncelememizde de belirttiğimiz gibi, yabancı polisiyelerdeki mekân hissi bizde genelde nötr kalırken, “Satılık”ta gri Ankara sokakları hikâyenin ritmini doğrudan belirliyor. Ankara’nın o bürokratik, duman rengi ve biraz da ketum havası, işlenen suçun ve yürütülen soruşturmanın doğasını nasıl etkiliyor? Başka bir şehirde, örneğin İstanbul ya da İzmir’de geçseydi bu hikâyenin psikolojik ağırlığı değişir miydi?
Ercan Taştekin: Her şehrin kendine has bir ruhu olduğuna inanırım. Kentlerin farklı özellikleri hem işlenen suçu hem de yürütülen soruşturmayı farklılaştırır. “Satılık”taki hikaye İstanbul veya İzmir’de geçseydi psikolojik ağırlığı çok farklı olurdu. Her yönüyle “Satılık” tam bir Ankara polisiyesidir. Kitabı okuyup bitirdikten sonra birkaç adım geri çekilip bakarsanız perde arkasında koskoca bir Ankara görürsünüz. Ankara’yı çok severim ve benim için bir şehirden çok fazlasıdır.
Toplumsal Suç Ortaklığı
Selma Gül Aksin: Kitabın en sarsıcı sorgulamalarından biri şu: “Suç sadece tetiği çeken elde midir, yoksa o tetiğe giden yolu döşeyen toplum da bir o kadar suçlu mudur?” Sizce günümüzün dijitalleşen, dedikodu ve linç kültürünün tavan yaptığı toplum yapısında, farkında olmadan hepimiz birer suç ortağına dönüşüyor olabilir miyiz? “Satılık” bu anlamda topluma tutulmuş bir ayna mı?
Ercan Taştekin: Suç çok karmaşık bir olgudur. İşlenen suçların hepsinin birbirinden farklı nedenleri vardır. Soruşturmasını yürüttüğüm cinayetler ve yaptığım akademik çalışmalar katilin sadece tetiği çeken olmadığını öğretti bana. Farkında olarak veya olmayarak hepimiz birçok suçun ortağıyız. “Satılık”ta bu konuya profesyonelce ayna tutmaya çalıştım. Özetle; masum değiliz hiçbirimiz.
Bölüm Başındaki Alıntılar
Selma Gül Aksin: Kitapta bölüm başlarında Kafka gibi isimlerden yaptığınız felsefi ve edebi alıntılar, okura sonraki sayfaların duygusal ritmini sezdiren harika birer rehber olmuş. Bir emniyet müdürünün operasyonel zihninin arkasında, bu denli güçlü bir felsefi ve edebi kütüphanenin olması çok büyüleyici. Bu alıntıları kurguyu yazarken mi seçtiniz, yoksa zihninizdeki bu felsefi altyapı mı kurgunun yönünü belirledi?
Ercan Taştekin: Benim edebiyat tutkum dedektifliğimden çok daha eski ve köklüdür. Çocukluğumdan beri okurluğumu ve kalemimi hep diri tuttum. “Satılık”taki alıntılar; romanı kaleme alırken kendiliğinden iç dünyamdan yükselen sözlerdir. Bu alıntıları kurmacanın doğurduğunu söyleyebilirim.
Mesleğin Görünmeyen Yüzü ve Yazarlık Teknikleri
Mesleki Yalnızlık ve Ruh Sağlığı
Selma Gül Aksin: Romanda polislik mesleğinin yalnızca aksiyon dolu pırıltısını değil; mesaisi olmayan bir hayatı, artan rütbeyle derinleşen yalnızlığı ve duygusal yıpranmayı da tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Ağır stres altındaki bu meslek gruplarında ruh sağlığı desteğinin hayati olduğunu hatırlatıyorsunuz. Siz kendi meslek hayatınızda bu ağır psikolojik yükle nasıl baş ettiniz? Yazmak sizin için bir nevi arınma (katarsis) yöntemi mi?
Ercan Taştekin: Meslek yaşamım boyunca işimin olumsuzluklarından etkilenmemek için üst düzeyde dikkat ettim. Bu konuda profesyonel bilgilerden yararlanmaya çabaladım. İnsan, hayvan ve doğa sevgimin de çok yararını gördüm. Yazmak benim için bir çeşit arınma yönteminden çok daha fazlası. Edebiyatın büyülü dünyası bana iyi geliyor, üretmeyi seviyorum, büyük bir huzur veriyor.
Kriminal Detayların Dengesi
Selma Gül Aksin: Kitapta olay yeri inceleme süreçleri, kriminal detaylar ve sorgu teknikleri o kadar profesyonel ve yerli yerinde ki okurda kitabi bir bilgi hissi değil, bir tanıklık duygusu yaratıyor. Teknik detaylara boğup okuru sıkmamak ile rasyonel gerçekliği korumak arasındaki o ince dengeyi (yazarlık mühendisliğini) nasıl kurdunuz?
Ercan Taştekin: Bence kaliteli bir romanın özelikle de polisiyenin en önemli niteliği ölçüdür. Kitap; eksiksiz, tam ve gereksizliklerden uzak olmalı. Eserlerimi yazarken en çok buna zaman ayırıyor, üzerinde duruyorum. Mükemmeli ortaya koyabilmek için onlarca eser ve yazı okuyorum. Defalarca metinlerimde değişiklikler yapıyorum. Roman yazmak her yönüyle ciddi bir denge ve mühendislik işidir.
Sessiz Çığlıklar
Selma Gül Aksin: Kitapta yer verdiğiniz “Senin sessizliğini anlamayan muhtemelen senin sözlerini de anlamaz” alıntısı, modern insanın kalabalıklar içindeki yalnızlığına harika bir gönderme. Meslek hayatınızda, toplumun ya da ailelerin duymadığı o sessiz çığlıkların ne tür trajedilere yol açtığına dair unutamadığınız bir gözleminiz var mı?
Ercan Taştekin: Katiller gökten sepetle inmezler. Bu toplumun içinden çıkan kişilerdir. Ayrıca hiç kimse akşamdan sabaha katil olmaz. Meslek yaşamım; toplumun ya da ailelerin duymadığı sessiz çığlıkların yol açtığı hepsi birbirinden acı trajedilere tanık olmakla geçti. Hiçbirinin iç yakıcılığı diğerlerinden az değildi. Birini öne çekmek ötekilerine haksızlık olur.
Sektör, Gelecek ve Ekran Uyarlamaları
Yazar Adaylarına Tavsiye
Selma Gül Aksin: Popmotto olarak biz, “Satılık”ın satır aralarında polisiye yazmak isteyenler için ciddi bir ders kitabı gizli olduğunu düşünüyoruz. Duygu geçişleri ve karakter dengesi muazzam. Türün yerli yazınındaki eksiklerini de göz önünde bulundurursak, Türkiye’de rasyonel ve ayakları yere basan bir polisiye yazmak isteyen genç yazar adaylarına ilk tavsiyeniz ne olurdu?
Ercan Taştekin: Polisiye roman yazmak profesyonel bir alan ve çok çalışmayı gerektiriyor. Duayenleri iyi takip etmek çok şey kazandırır. En önemlisi yılmamak, cesaretle devam etmek. Elbette bunların hepsinden önce çokça okumak.
Sinematik Anlatım ve Görsel Dil
Selma Gül Aksin: Kitabı okurken sahneler gözümüzün önünde bir sanal gerçeklik gözlüğü takmışız gibi canlanıyor. Bu sinematik anlatım dilini bilinçli bir ekran uyarlaması (dizi/film) hedefiyle mi kurdunuz, yoksa mesleki hafızanızın olayları görsel olarak kaydetme refleksinin bir sonucu mu?
Ercan Taştekin: Yazım tekniği olarak okurları kitabın içine çekmeye, olayları bizzat yaşamalarını sağlamaya önem veriyorum. Bu da doğal olarak böyle bir yazım tekniğini gerektiriyor. Elbette mesleki bilgi, deneyim ve birikim de böyle bir anlatım tarzına büyük katkıda bulunuyor. En büyük çabam özgün eserler ortaya koymak olduğu için bunun da etkisi var sanırım.
Gelecek Planları ve Başkomiser Kemal
Selma Gül Aksin: Okurlarınız ve biz Popmotto ekibi olarak, bu rasyonel polisiye dilinin devamını çok merak ediyoruz. Masanızda üç yeni dosya olduğunu biliyoruz. “Satılık”ta bıraktığımız o gri dünyanın kokusunu ve karakterlerimizi yeni maceralarda ne zaman göreceğiz? Ayrıca Başkomiser Kemal’in şimdiden bir marka olma yolunda ilerlediğini düşünüyoruz. Sonraki projelerinizde Başkomiser’imizi yeni maceralarda görmeye devam mı edeceğiz, yoksa çok farklı karakterlerle mi tanışacağız?
Ercan Taştekin: Her ikisi de olacak, bir yandan Başkomiser Kemal’in yeni maceraları öte yandan da yeni karakterler hatta bütünüyle farklı eserler okuyacağız. “Fenomen”den sonra “Satılık”ı kaleme alırken tekrara düşmemeye özen gösterdim. Yeni romanlarımın da bu iki eserimden çok farklı olması için uğraşıyorum.
Son Söz ve Yazarlık Mutfağı Üzerine
Selma Gül Aksin: Ercan Bey, değerli cevaplarınız için çok teşekkür ederiz. Son sözü size bırakmak istiyoruz ancak ayrılmadan önce küçük bir ricamız var. Bizler de içerik üreticileri ve yazarları olarak işin mutfağının ne denli yoğun geçtiğinin çok iyi farkındayız.
Bu noktada yazar adayları için yazma sürecinizin matematiğini biraz daha detaylandırmanızı rica ediyoruz. Yazma süreciniz tamamen planlı, sınırları önceden çizilmiş bir mimariyle mi ilerliyor? Yoksa sizde de o kurgunun ve karakterlerin canlanıp kontrolü ele aldığı, siz bambaşka bir yön planlamışken hikayenin kendi yolunu çizip farklı bir yere evrildiği oluyor mu? Yazarlık mutfağınızın kapılarını aralayan bu sırlar eşliğinde genç yazar adaylarına neler tavsiye edersiniz?
Ercan Taştekin: Selma Hanım, ben de değerli sorularınız için çok teşekkür ederim. Polisiye roman yazmak her şeyden önce ciddi bir emek gerektiriyor. Bu yola çıkan veya çıkacak arkadaşlarımızın kendilerini yetiştirmeleri için internette açık kaynaklarda ve atölye çalışmalarında çok değerli bilgiler paylaşılıyor, bunları mutlaka takip etmeliler. Vazgeçmedikleri sürece başarırlar. Romanlarımın kurmacasını yaptığım soruşturmalardan etkilenerek belirliyorum. Yazarken karakterlerim canlanıp kontrolü ele alıyorlar, ölçüyü aşmadan, hedeften uzaklaşmadan direksiyon karakterlerimde oluyor. Karakterlerimin yaratıcılığı eseri zenginleştiriyor, uyum içinde birlikte yol alıyoruz. “Satılık”ın ilk cümlesi benim buradaki son sözüm olsun:
“Hakkımızdaki hükmü tarih verir.”
Mihail Bulgakov (“Satılık” Romanı Açılış Alıntısı)
Popmotto ekibi olarak değerli zamanını ayırdığı için sevgili konuğumuz Ercan Taştekin‘e bir kez daha teşekkür ediyoruz. Daha fazla yazar röportajı ve kitap analiziyle sizleri buluşturmaya devam edeceğiz. Peki siz “Satılık” romanını okudunuz mu? Kitap ve röportaj hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım!









Bu konuda ne düşünüyorsunuz?